Bilincin Ötesinde:Tercihlerimizde Özgür Müyüz?

İnsan tercihlerinde özgür müdür ? Evren dev bir makinenin kalbindeki birbirini takip eden iç içe geçmiş dişlileriyle temsil edilen nedenler ve sonuçlar silsilesinin muazzam örüntüsünün ta kendisi ise, Pierre-Simon Laplace’in 18. yüzyıldaki açıklamasına göre evrenin bugünkü durumu, evrenin önceki durumunun sonucu ; sonraki durumunun da nedeni ise, bu muhteşem düzenin bir parçası olan insan düzeni bozmak uğruna bile olsa seçimlerinde tam anlamıyla özgür müdür ?

Bireyler doğum ve ölüm arasındaki yaşam süreçlerinde benzer aşamalardan ve olaylardan geçseler bile büyüdükleri çevre koşulları, aile yapıları, kültürel ve coğrafi etkiler ile birbirlerinden bağımsız eşsiz varlıklardır. Onları eşsiz kılan ise bu etkilerle filizlenip geliştirdikleri beyinlerini kullanabilme, karşılaştıkları durum ve olayları çözümleyebilme becerileridir.

Yaş aldıkça yavaş yavaş ailesinden kopup birey olarak hayatına devam eden insan hayatı boyunca birçok tercih yapmak durumunda kalıyor. Fıtratı gereği etkilenen bir varlık olması sebebiyle bu tercihlerin tamamen kendi öz iradesinin birer sonucu olması konusu yüzyıllardır tartışılır bir durum olmuştur.

Her ikisi de 8 yaşında olan Kenyalı Capheus ile Berlinli Jonas’ı düşünelim. Arkadaşlarıyla birlikte birer futbol takımları var ve her ikisi de büyüdüklerinde futbolcu olmak istiyorlar. Zaman geçiyor Capheus ve Jonas büyüyor. Jonas Berlin şartlarında herhangi bir okuldan eğitimini alırken aynı zamanda x takımının altyapısında oynamaya başlıyor ancak zamanla okulun popüler grubunun da etkisi ile ilgisinin basketboldan yana olduğunu düşünüyor ve gönüllü olarak alanını değiştiriyor. Aynı zaman diliminde Capheus ise artan hastalık ve kıtlık nedeniyle durumu gittikçe kötüleşen ailesine destek olmak amacıyla şehir merkezinde bir işe giriyor hem eğitim hayatını hem de hayalini bırakarak gönüllü olarak hayatını yeniden şekillendiriyor.

Bu noktada karşımıza 2 soru çıkıyor. Hayat şartları önceden belirlediğimiz tercihlerimizi bastırdığı için mi yeni bir tercih yapıyoruz yoksa bastırılmaya mahâl vermeden yine kendimizi tatmin edecek başka bir tercih mi yapıyoruz? Her iki şekilde de özgür müyüz yoksa beynimiz her iki şekilde de özgür olduğumuza inanmak istediği için mi öyle hissediyoruz? Jonas basketbolun daha az popüler olduğu bir okulda olsaydı yine de basketbolu seçer miydi? Capheus daha iyi şartlarda yaşasaydı yine de çalışmayı seçer miydi?

Her şeyin belirlenmiş ve değişmesinin mümkün olmadığını savunan determinizm dallarına göre insanin kararları kendi dışındaki nedenlerin sonuçlarıdır. Yani hiçbir zaman tam anlamıyla kendi özgür irademizle bir karar veremeyeceğimiz gibi var olan düzenin bir parçası olmaya ve ona göre şekillenmeye de devam edeceğiz.

Yuval Noah Harari, Homo Deus’ta bu konuyla ilgili şöyle diyor: ” 18. yüzyılda Homo sapiens zihnimizin iç işleyişine aklımızın ermeyeceği gizli bir kara kutu gibiydi. Araştırmacılar birini bıçaklayarak öldüren birinin cinayet işleme nedenine yoğunlaştıklarında, “Çünkü bunu kendisi tercih etti. Özgür iradesiyle cinayet işledi ve bu yüzden suçunun tam sorumluluğunu almak durumunda.” […] Bugün bilim insanları birini bıçaklayarak öldüren birinin cinayet işleme nedeni üzerine düşündüklerinde ,”Çünkü bunu kendi tercih etti”, cevabı hiç tatmin etmiyor. […] Cinayetle sonuçlanan elektrokimyasal beyin süreçleri deterministik ya da rastlantısal olabilir veya her ikisinin bileşimi şeklinde gerçekleşir ama asla özgürce çıkmaz. […] Biyokimyasal olayların zincirleme tepkimesinde, her olay bir öncekine bağlıdır, yani kesinlikle özgür değildir.”

Bu yargıyı destekler nitelikte olan bir bilimsel deneyde katılımcılar dev bir beyin tarayıcısına sokulup diledikleri zaman basabilecekleri iki buton verilir. Kişiler kararlarının bile henüz farkında değilken deneyi yürüten bilim insanları takip ettikleri nöral etkinlikler sonucunda kişilerin hangi butona basacaklarını önceden tahmin edebildiler. Bu deneyden yapılan çıkarımlara göre totalde sağ veya sol butonu seçmek kişinin tercihidir ancak bu özgür bir tercih değildir. Beyinde gerçekleşen zincirleme biyokimyasal tepkimeler herhangi bir butonu seçmeye neden olur ancak bilinen yanlış algı bunu kişinin butona basmak isteyişini istemesini tercih ettiği şeklinde yorumlar. Yine aynı çıkarımlar göre kişi isteklerini tercih etmez, onları hisseder ve buna göre davranır.

Öte yandan özgür tercih kavramı evrim teorisi destekleyicilerinin de darbesine uğramıştır. Doğal seçilimin mihenk taşı olduğu evrim teorisi penceresine göre doğal seçilimle yaşama uyum sağlamış genetik kodlara sahip bir hayvan “özgür” bir şekilde istediğini yese ve istediğiyle çiftleşse doğal seçilimin bu hayvan üzerinde kendini gösterebileceği ve çalışabileceği bir alan olmazdı.

Tüm bunlara karşın özgürce tercih ettiğimi zannettiğim her durum beynimin biyokimyasal faaliyetlerinin beni yönlendirmesinin bir sonucuysa ve tercihlerim ve yönelimlerim eğer benden bağımsız bir şekilde belirlenebiliyor ve şekillendirilebiliyorsa tamamıyla özgür olduğumuz düşüncesi yüzyıllarca süregelen bir hikâyenin parçası olup benliğimize yerleştirilmiş olabilir mi? Bu konuyla ilgili yine aynı yazar kitabında şöyle bahsediyor: ” Kudüs’teki Hadassah Hastanesi’nde akut depresyon hastaları için devrim niteliğinde yeni tedaviler uygulanıyor. Hastaların beyinlerine takılan elektrotlar, göğüs hizasında cilt altına yerleştirilen çok küçük bir bilgisayara bağlanıyor. Bilgisayardan aldıkları komutlarla elektrotlar zayıf elektrik akımlarını yollayarak depresyondan sorumlu bölgeleri felç ediyor.[…] Belli başlı etik sınırlamalar nedeniyle araştırmacılar ancak istisnai durumlarda insan beynine elektrot yerleştirebiliyor. İnsanlar üzerinde yürütülen deneyler, cerrahi girişim gerektirmeyen, tıbbi başlıklar (teknik adıyla transkraniyal doğru akım uyarımı) aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Başlığın içine oturtulan elektrotlar kafatasının dışına yerleştiriliyor. Zayıf elektromanyetik alanlar oluşturan başlık, bunları beynin belirli alanlarına yönlendirerek çeşitli beyin etkinliklerini uyarıyor ya da baskılıyor.” (Yazının devamında yine bu konuya örnek olarak New Scientist muhabirlerinden Sally Adee’nin transkraniyal başlıkla olan deneyiminden bahsediyor ki kesinlikle vakit ayırıp okumaya değer.)

Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Tüm bu yazılanlar ışığında birazdan yapacağınız bir işi düşünmek aslında siz istediğiniz için mi yoksa istemeyi istemenize neden olduğunuz için mi yapacağınız düşüncesi paradoksa sokabilir. Aynı zamanda madem özgür değiliz neden insanoğlu var olduğundan beri kendini bu kanıya inandırmış hatta yaşadığı toplumun düzenini, hayallerini, ilişkilerini buna göre belirlemiş gibi sorunsallara kapılabiliriz. Kim bilir, belki de beynin savunma mekanizması budur ve insan, egosunu bu şekilde tatmin ediyordur.

1 Comment

  1. Oldukça sürükleyici bir çalışma olmuş. Zevkle okudum. Üzerinde düşünülmüş ve uğraşılmış. Elinize emeğinize sağlık. ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir